Fotoğraflarımı Paylaştığım Fotomozaik Mail Grubuna Aşağıdaki Kutucuğu Kullanarak Üye Olabilirsiniz

Google Gruplar
fotomozaik grubuna kayıt ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et
Saglik - Boyacı Çocuk - Blogcu



} table.border { border: px solid #; border-top: none; border-bottom: none; } td {font-family: "Trebuchet MS"; verdana, arial, sans-serif;font-size: 11pt;line-height: 1.7;color: #003366;} td.leftside { background: #c0a080 ; padding: 10px; line-height: 18px; } td.rightside { background: #; padding: 0px;border-bottom: 0px solid #;line-height: 1.7;} td.title { color: #FF99FF; font-size: 28pt; font-family: georgia, "Trebuchet MS", sans-serif; padding-top: 30px; padding-bottom: 5px; } td.entry { padding: 50px; border-top: px solid #; text-align: justify; } td.pages { border: px solid #; background: #FFFFFF; padding: 10px; } h2 { font-family: Trebuchet MS, arial, verdana, sans-serif; font-size: 14pt; margin: 20px; } font.pink { color: #FFBEFA; } img.avatar { border: px dashed #; } a:link { color: #003366; text-decoration: font-weight: bold; } a:visited { color: #003366; text-decoration: font-weight: bold; } a:hover { color: #660033; text-decoration: underline; font-weight: bold; } a.menu:link { color: #003366; text-decoration: font-weight: bold; } a.menu:visited { color: #003366; text-decoration:font-weight: bold; } a.menu:hover { color: #660033; text-decoration: underline; font-weight:bold; }
Av. Dr. Özcan Günergök



anasayfam

Kategorilerim


Foto Albümlerim

Seagull-Möwe-Martı
Istanbul
diger canlilar
Diğer Fotolar

Son Eklenenler

* Çoban Köpeği ve Sürü
* Sürü
* Çoban ve Sürüsü
* Yalnızlığımı Seviyorum
* KAmera ve Lens Performansı Sitesi
* Ah O Gemide Ben de Olsaydım
* Körler Şehri'nden İstanbul'a Bakış
* Farklılıklarla Birarada Yaşamak
* Kadıköy
* “FOTOĞRAFTA NEYİ, NASIL YAPMALIYIM?” SORUSUNA, BİR &
* Kedi
* Sürü
* Kapını Çalan Benim -Tanrı Misafiri Paçalı Güvercin-
* Erciyese Doğru
* 7 KURSUNLA ISTIKLAL MARSI....
* Kerpe'de Gün Batımı
* KAHVE ÇEKİRDEĞİ
* İstanbul Fotoğraflarım
* Tüm Martı Fotoğrafları
* Kadıköy'de Yelken
* Müşteri Şikayetlerinin Önemi
* Kardeşler
* Yurdum İnsanı -Atatürk Havalimanında Güvenlik Kontrolü-
* DUVAR RESMİ
* Ortaköy ve Kuleler

Linklerim

* Haber7
* Haber3
* internethaber
* web sitem
* esimin sitesi: fiskos


* Profilim
* Arşiv
Sitenize Eklemek için


Arkadaşlarım

gercekcigenc
irembahce
donence
woelfin Barış
bloving
rabiayuksel
uzlet
umut33
mucizemm
karsinojen
serkankusfb
1sessizgemi3
sarikanaryalar
benhaladeliyim
mustafabalci
gerceksevda
masallarinmasali
kurumusyaprak
kirmizikaranfil
birseyvar
sosiloskop
ozlemaslantas
mizikci
amadeus06
demetihkan
alexberkehan
haraso1









ÇAY

ÇAY

"Zamanın birinde büyük bir imparator yaşarmış. Bu imparator çok uzak bir diyarda, Çin'de, hükmünü sürermiş. Güzel bir günün, güneşli bir öğle vakti, çiçeklerle bezeli bahçesinde dolaşırken, o zamana kadar hiç duymadığı esrarengiz bir kokuyla karşılaşmış. Bu koku öylesine hoşuna gitmiş ki, hemen yanına hizmetlilerini çağırıp, kokunun kaynağını bulmalarını buyurmuş. Meğerse koku, kaynayan bir suyun içine kazara düşen yemyeşil ve küçük yaprakçıkların haşlanması sonucu oluşmuş. 'Kokusu bu kadar güzelse, tadı kim bilir nasıldır?' diye düşünen imparator, çayın tadına bakmış…"

Bu efsanenin ne kadarının doğru olduğu bilinmiyor. Ancak bilindiği kadarıyla çay, keşfedildiği günden itibaren Çin'de bambaşka bir kültür oluşturup, apayrı felsefelerin kapısını aralamıştır.
Yüzyıllardır Uzak Doğu'da yaygın tüketilen bu içecekle Avrupalının buluşması ise, ancak 17. yüzyılda gerçekleşir. Buna rağmen, özellikle İngilizlerin çayı benimsemesiyle birlikte, çay bütün dünyada kısa zamanda yaygınlaşır. Ticari açıdan önem kazanmaya başlayan çayın Assam ve Seylan Adası'nda bahçeleri oluşturulur.
Çayın bu uzun tarihçesinin içerisinde Türkiye'nin çayla tanışması 1787 yılında gerçekleşir. Japonya'dan getirilen çay tohumları, ilk olarak Bursa civarına ekilir. Ancak, iklim şartlarının olumsuzluğu nedeniyle bu girişim başarısızlıkla sonuçlanır.
Buna rağmen, 1917 yılında zamanın Halkalı Ziraat Mektebi Alisi Müdür Vekilliği yapmış olan botanikçi Ali Rıza Erten, yapmış olduğu teknik çalışmalar sonucunda 16.02.1924 tarihinde Rize'de çay yetiştirilmesi için meclisten onay alır. Böylece günümüz çay üretiminin temelleri atılmış olur. 1947'de kurulan ilk fabrika ile üretim hızlanır. Türk insanı çayla geç tanışmasına rağmen, bu sıcacık içeceği kısa zamanda benimser ve çayın Türk kültüründeki yeri giderek büyür.
Türkiye, bugün çay tarımı alanlarının genişliği bakımından üretici ülkeler arasında 6. sırada bulunmaktadır. Kuru çay üretimi bakımından 5. olan Türkiye, yıllık kişi başına tüketim oranı ile dünyada 4. olarak yer almaktadır.
Dünyaca ünlü Avustralyalı şair Peter Altenberg tarafından "ruh banyosu" olarak tanımlanan çay, günümüzde sudan sonra en çok tercih edilen içecektir.

 

ÇAY DEMLEME SÜRESİ

 

Her çayın demleme süresi farklı olmakla birlikte ülkemizde kullanılan fermante siyah çaylar için ideal süre 5 dakika.

* İyi bir çay demlemek için üç şey gerekli: Su, çay ve çay takımı... Çay ne denli iyiyse, sert ve kireçli suya karşı o denli hassas bir tepki gösterir. Stephan Reimertz,
'Çayın Kültür Tarihi' adlı kitabında dördüncü unsur olarak havayı da ekliyor. ( Karadenizli Özelikle Giresun'un Kümbet beldesinde yaşayan hemşehrilerim bu konuda çok şanslı)

* Çay demliğinin metal olmaması ve deterjanla yıkanmaması gerekir. Demlik; toprak, porselen ya da cam olabilir. Gümüş bir çaydanlık kullanıyorsanız bunun içinin porselen olmasına özen gösterin.


* Çayı sıcak ve nemli ortamlardan uzak tutun. Kavanozda saklayın ancak uzun süre bekletmeden taze iken tüketin.

* Çayı asla bekletilmiş suyla demlemeyin. Aksine mineraller açısından zengin bir suyla çok güzel çay demleyebilirsiniz. 10 saniye gibi kısa bir zamanda kaynayan su ile çayınızı demleyin.

* Kaynayıp soğumuş suyu tekrar kaynatarak çay demlemeyin.


* Demliği önceden ısıtın, çünkü su dökülürken demlik öyle ısı kaybeder ki, çayı çay yapan reaksiyon gerçekleşmez.


* Uzmanlar 100 ml su için 2 gr çay öneriyorlar.


* Her çayın demleme süresi farklı olmakla birlikte ülkemizde kullanılan fermante siyah çaylar için ideal süre 5 dakika.


 

Çayı kimler buldu?

Binlerce yıl önce Çin"in ilk imparatorlarından Shen Yung çay bitkisinin tesadüfen sıcak suya düşmesine şahit olur. Bunun büyüsüne kapılır ve sürekli çay içer. Avrupa çayla 1600"lü yıllarda tanışır.

Günde ne kadar çay içiyoruz?

Lipton Ürün Müdürü Zeynep Dikeç"in verdiği bilgiye göre Türkiye"de çay, sudan sonra en çok tüketilen ikinci içecek. Nüfusun yüzde 96"sı her gün çay içiyor. Türkiye"deki pazarın yüzde 83,8"ini demleme çaylar oluşturuyor.

Peki günde kaç bardak çay içmek ideal?

Orta demde 10 bardak çay içebilirsiniz. Ama daha fazlası kabızlık yapar.

Çayın beyazı olur mu?

Schiller Chiemsee Genel Müdürü Alp Güven hafif ve yumuşak içimli beyaz çayın Çin"in Minjiang Nehri"nin verimli sularıyla beslenen Fujian Dağları"nın durgun ikliminde yetiştiğini söylüyor. Kafein miktarı düşük bir çay, meyvemsi tadı var. Nadir olduğu için fiyatı pahalı. Şöyle söyleyelim; pek çok şeyin çok ucuza satıldığı Çin"de beyaz çayın kilosu 150 dolar. Türkiye"de Schiller Chiemsee ve Lipton"da bulabilirsiniz. Bu çayın kanserden koruduğu, damar sertliğine iyi geldiği belirtiliyor.

Bitki ya da meyve çayı açık satın alınabilir mi?

Yeditepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erdem Yeşilada "Açıkta satılan bitkilere güvenilmez" diyerek şöyle devam ediyor? "Kesinlikle satın almayın. Gerçek bitki olmayabilir, zehirleyebilir. Ya etkisiz ya da zararlıdır. Örneğin açıkta satın aldığı papatya çayından zehirlenen var. Bitki sağlıklı koşullarda mı yetiştirildi? Yol kenarından toplanmış olabilir. Egzozdan çıkan kurşun olabilir, nasıl kurutuldu bu da önemli."

Çay yararı nedir, kimler içmeli?

Siyah çay kafein nedeniyle enerji sağlar, antioksidandır vücudun yaşlanmasını önler. Ayrıca şekersiz içilmesi kaydıyla diş çürümesini engeller. Enerji nedeniyle kalp tansiyon ve mide hastalarına içmesi önerilmez.

Yeşil çayın antioksidan etkisi siyah çaya göre daha yüksek. Ayrıca yağ yakıcı etkisi var. En önemli özelliği ise antikanser etkisi. Çin"de yapılan araştırmaya göre yeşil çay içenler arasında meme ve pankreas kanserinde yüzde 50"ye var daha azalma tespit edilmiş. Uzmanlar hamilelerin yeşil çay içmesini uygun görmüyor.

Peki hangi bitki çayı neye yararlı?

Erdem Yeşilada "Bitki çayıyla tedavi olmaz, bazı şeylere yardımcı olur" diyerek bitkilerin özelliklerini şöyle sıralıyor:

Ihlamur: Soğuk algınlığını geçiremezsin ama iltihap giderici özelliği var ve şikayetleri azaltır.

Ekinezya: Etkili bileşenleri suda çözülmez. Çay olarak kullanılmaz.

Papatya: Sakinleştiriyor.

Yasemin: Etkisi yok, keyif çayı.

Zencefil: İltihap giderici. Safra söktürür, hazmı kolaylaştırır. Safra taşı olanlarda ve safra kesesi olmayanlarda ağrı yapar. Hamileler günde en fazla bir bardak içebilir.

Tarçın çayı: Şeker düşürücü etkiye sahip.

Meyve çayları: Aromalı keyif çayı.

Nane çayı: Tıbbi nane sindirimi kolaylaştırır.

Rezene: Sindirimi kolaylaştırır, gazı giderir.

Form çayları gerçekten zayıflatıyor mu?

Bu sorunun yanıtını yine Prof. Dr. Erdem Yeşilada veriyor: "Form çaylarına güvenmem. Vücuttaki sıvıyı attırmaya yarar. Kadınlar tonlarca krem alıyor antiaging için sonra zayıflama çayıyla vücuttaki suyu atıyor. Dibi delik bir havuzu doldurmaya çalışmak gibi bir şey. Kimse içmemeli. 7-8 günden fazla bağırsak yumuşatıcı kullanılmaz çünkü kolon kanserine davetiye çıkarabilir. Bu çaylar da böyle bir tehlikeye sahip."

Çayı süt ilave ederek mi içmeli yoksa limonla mı?

Prof. Dr. Erdem Yeşilada kesinlikle uyarıyor: "Sütle çay içilmez." Neden? "Sütlü çay hazmı en zor besinlerden biridir. Sütte protein, çaydaki içindeki maddelerle birleştiğinde protein kompleksi meydana getiriyor" diyor. Yeşilada çayı limonla içmenin zararı olmadığını söylüyor.

Earl Grey sadece çay adı mı?

Bergamot aromalı çay türü olarak tanıdığımız Earl Grey aslında İngiltere başbakanı. 1830-34 yılları arasında İngiltere"de Başbakanlık yapan Earl Grey"in bu çayı diplomatik bir hediye olarak aldığı rivayet edilir. Nasıl bir diplomatik hediye diye sorarsanız; Grey"in adamları bir Çinli"nin oğlunu boğulmaktan kurtarınca onlara Çinliler tarafından çay hediye edildi. Earl Grey bu çayı o kadar beğendi ki çay tüccarı Twinings şirketinden buna benzer bir çay hazırlamasını istedi. Böylece Earl Grey ortaya çıktı.



Tarih: 21:03, 23/7/2008 Kategori: Saglik
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

Kablosuz internet Bebeklere Zararlı !

Kablosuz internet Bebeklere Zararlı !


Prof. Dr. Osman Müftüoğlu

Sağlıklı yaşam uzmanı Prof. Dr. Osman Müftüoğlu, evdeki tehlikeye dikkat çekti. Prof. Müftüoğlu, kablosuz modemin yaydığı manyetik dalgaların hamile ve 2 yaş altındaki bebekler için zararlı olduğunu söyledi. Prof. Dr. Osman Müftüoğlu, sağlıklı ve uzun bir yaşamın gereklerini gazeteci Uğur Dündar’ın hazırlayıp sunduğu Arena programında açıkladı.

Prof. Dr. Müftüoğlu beslenme koşullarının yanısıra çevrede kullanımı artan manyetik kirlenmeyle ilgili olarak çok ciddi tehlikelerin olduğunu söyledi. Cep telefonu kullanımının ilerleyen zamanlarda sigara gibi yasaklanacağını belirten Prof.Müftüoğlu, kablosuz internet ortamının da özellikle küçük yaştaki çocuklar ve hamile kadınlar üzerinde zararlı etkilerinin olduğu yönünde ciddi bulguların olduğunu kaydetti.

Prof. Müftüoğlu şöyle konuştu:

“Cep telefonlarının bugünki kullanımıyla insan sağlığına zarar vermemesi imkansızdır. Hele telefon şirketlerinin kullanımı artırmaya yönelik yapılan reklam kampanyalarının sağlığımıza yönelik ciddi bir tehlike olduğıunu düşünüyorum. Reklam Öz Denetim Kurulu’nun ya da ilgili kurumların biran önce harekete geçmesi lazım.

Sakıncalı frekans

Hele ki bir araştırma yayınlandı. Kablosuz internet ağı olan yerlerde 1,5-2 yaşından küçük çocukları, hamileleri bulundurmamak lazım. ÇünkÜ bu tip radyo ferakanslarını, kısa dalga ferakanslarının, ses dalgalarının tam olarak ne yaptığı tam olarak bilinmiyor. Ancak telefonun zararlarıyla ilgili arka arkaya gelen bulgular var. Mesala trafolar. Evlerimizin içine kadar giren trafolar var. Baz istasyonlarını cami veya okul gibi toplu yaşam alanlarının bulunduğu yerlere takıyorlar. Bunlar daha çok yaşlıların veya daha çok gençlerin toplu olarak bulunduğu yerler.”

Kansere davetiye

Benİm öngörüm şu ki cep telefonunu kulağınıza götürüp 20 dakika konuşuyorsanız, biliniz ki işitme sorunları, beyin kanserleri dahil bazı kanserlerin oluşacağını bilin. Bununla ilgili yavaş yavaş bulgular ortaya çıkmaya başladı. Diyorlar ki kesin araştırmalar mı bunlar. Bir araştırmanın kesin sonuç alınarak bulgularının ortaya konulabilmesi için nerden baksanız bir insan ömrü kadar zamanın geçmesi lazım. Bugün bazı yiyeceklerden nasıl vazgeçtik? Bazı yiyeceklerin zararlı olduğu nasıl ortaya çıktı? Yirmi sene sonra anlaşıldı ki trans yağlar kollestrolün canına okuyor. Vücutta kanser riskini artırıyor. Onun için cep telefonları da içinde olarak çevremizde artan bu manyetik kirlenme hayatımızı tehdit ediyor.

‘Torunum gelince hemen kapatıyoruz’

“Benim 1,5 yaşında torunum var, o geldiği zaman evde internet kapatılıyor. Çok ciddi araştırmalar ve bulgular var. Kesinlikle kablosuz internet ortamının bulunduğu yerlerde 1,5-2 yaşında çocukların va hamile kadınların bulunmamaları gerekiyor. Bunun denetlenmesi lazım. Ya da başka bir yol bulmaları gerek.”


Tarih: 13:19, 14/6/2008 Kategori: Saglik
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

 

Kendi Stresini Yönetmede Teknikler -Prof.Dr. Nevzat Tarhan

 

 

Kendi Stresini Yönetmede Teknikler

 

Şurası unutulmamalıdır ki Kronik tekrarlayan stresler çoğu defa akut streslerden daha yıkıcıdır. Böyle streslere maruz kimsenin daha yapıcı uyum geliştirmelerine katkı sağlamak, zihinsel stratejiler öğrenmek tedavinin hedefleridir. Uzun süren streslerde bireylerin ahlaki değerlerinin bozulmasına sık rastlanır. Kişilerin trankilizanlara, hipnotiklere, alkol ve sigaraya sık başvurmalarını önlemek hekimin görevidir.Bireylere bu yanlış alışkanlıklar yerine düzenli gevşeme egzersizleri, meditasyon, self-hipnoz gibi teknik ve zihinsel stratejiler öğretilmelidir.

Tekniklere geçmeden önce bütün tekniklerde ortak olan 4 özelliği belirtmek uygun olur.

Gevşemenin genel ilkelerini görüyoruz.

Rahatlama: Solunum egzersizlerinden faydalanır, bol rahat elbiseler giyilir, loş sakin yer seçilir. Çevreyle ilgi tamamen kesilmelidir.

Kendi kendine telkin: Her metotta farklı olan çeşitli türdeki tabirlerin tekrarı yapılır. Gevşeme egzersizleri ön plandadır.

Düşünce konsantrasyonu: Dikkat dış dünyadan kişinin kendi içine yönelir. Dikkat sık sık bir kelime veya bir sesin üzerine toplanır. Gerekirse ilginin dağılmaması için gözleri kapatılır.

Fikir aşılaması: İlaçlı aşı vücudun hastalığına karşı savunma yapabilmesi için kullanılır. Vücuda ölü veya zayıf virüsler verilir. Organizma bağışıklık kazandığı için savaşmak kolaylaşır. Aynen bunun gibi stres aşısında hayali stresli durumlar zihne sokulur. Sağlıklı tepki yolları kazanılır. Gerçek stresle karşılaşıldığında hazırlıklı olunur. Örnek vermek gerekirse: Kişi ölümün mahiyetini hayal ederek sağlıklı tepki yolları öğrenirse böyle bir stresle karşılaştığında o kişi hazırlıklı ve eğitilmiş demektir.

 

SOLUNUM EGZERSİZLERİ

Stres altında olduğumuz zaman vücudumuz çok oksijene ihtiyaç duyar. Nefes alma ile vücudumuza hava ve oksijen girer. Stres altında nefes hayli hızlı, gevşemişken yavaştır. Burada amaç nefesi ızlıdan yavaşa indirmektir.

Bir Solunum Egzersizi Örneği

- Rahat bir şekilde oturun

- Gözlerinizi kapayın, sadece aldığınız nefesi düşünün.

- Sadece nefesinizin giriş ve çıkışını düşünün.

- Nefes alırken burnunuzu, alırken ağzınızı kullanın.,

- Nefes alırken şu kelimeleri defalarca düşünün

- "gevşiyorum, düzenli ve düzgün nefes alıyorum, taze hava ciğerlerime doluyor ve çıkıyor, sakinlik tazelik hissediyorum."

- 1, 2 sayı kadar nefes alın, 3-5 saniye bekleyin 3, 4, 5, 6, sayısı kadar sürede nefesinizi yavaşça verin. Her nefes egzersizi böyle yapılır.

- 5 dk. Sonra yavaşça ayağa kalkın, egzersizden önce yaptığınız işe dönebilirsiniz.

Bedeni strese karşı koymada ilk adım solunum denetlenmesidir. Uzak doğuda  "İnsanı tanımak için nefesini dinle." denir. Sakin ve olgun insanlar ağır; dengeli sinirli, huzursuz insanlar sık yüzeysel; hırslı insanlar dengesiz, düzensiz nefes alırlar.

Düzenli solunum egzersizlerinin faydaları şöyle özetlenebilir.

- Akciğerlerin bütün alveolleri açılır.

- Kan dolaşımı hızlanır.

- Oksijen miktarının artması ve oksijenin en uç kısımlara ulaşması stres altında ortaya çıkan adrenalin, noradrenalinin azalmasına ve kaybolmasına yardım eder.

- Kişiyi sakinleştirir.

Solunum egzersizlerini alışkanlık haline getirdikten sonra gözleri kapamak, elleri göğüs ve karna koymak gerekmeyebilir. Günde 40-50 arası derin nefes egzersizi genellikle yeterlidir. Üst üste yarış şeklinde yapılmamalıdır. Arada normal nefes almak gerekir.

Solunum egzersizlerine başvurulacak pratik yer ve durumlar şunlardır.

Herhangi bir şeyi beklerken: Asansör, telefon, yemeğin kaynamasını beklerken, araba kırmızı ışıkta durduğu zaman ... gibi.

Bir şeye sinirlendiğinizde dikkatinizi nefes egzersizine toplayarak uygulayın. Nefes alıp verirken daha gevşek ve rahat olduğumuzu hayal edin.

Ayrıca her gün 5 dk.'nızı solunum egzersizlerine ayırırsanız 2-3 hafta sonra kendinizi artık gevşemiş ve rahat bulabilirsiniz. Nefes alırken sadece burun kullanılır, sakinlik verici cümleler tekrar edilir.

Hangi stresi azaltma tekniğini uygularsanız uygulayın unutmamanız gereken şey iyi nefes almayı öğrenmek ve kendinize has olan stres tepkisini bilmektir.

Salkovskis ve arkadaşları (1986) Kan PCO2 seviyelerini de ölçerek 9 panikli hastaya solunum eğitimi uyguladılar. (Respiratery Control Training) panik sıklıklarının haftada 7'den 3'e düştüğü ve kan PCO2 düzeylerinin normalleştiğini gördüler. PCO2 bilindiği gibi solunum CO2'nin iyi bir göstergesidir.

 

GEVŞEME TEKNİKLERİ

Daha önce anlatıldığı gibi stresin bedende doğurduğu sonuçların çoğu nörovejetatif sinir sisteminin tonusunun değişmesine bağlıdır. Gevşemenin genel amacıda bu sisteminin gerilimini azaltmaktır. Relaksasyon teknikleri önce çizgili kaslardaki gerginliği azaltırken dolaylı olarak da iç salgı, kalp, kan basıncı ve solunumda düzelme sağlar.

Relaksasyon tekniklerinden gaye bedeni denetim altına almaktır. Bütün teknikler bu yolla gevşemeyi sağlar. Teknikler zor değildir. Herkes üstesinden gelebilir. Bununla beraber otomatikleşmeye kadar hangi teknik uygunsa onu uygulamak gerekir. Teknikler o kadar otomatik hale gelmelidir ki uygulamak isteyen kişi rahatlamak istediği zaman öğrenmeye gerek duymamalıdır. İnsan bu düzeye ulaştığı zaman midesindeki rahatsızlığı durdurabilir, kalp atışını azaltabilir, kan basıncını düşürebilir ve kendini daha iyi ve rahat hissedebilir.

OTOJENİK GEVŞEME:

Schulz ve Luthe adlarındaki iki alman hekimin geliştirdikleri bir tekniktir. Ağrı kontrol kliniklerinde kullanılmaktadır. Bedenin mutlak rahatlık ve sakin durumdaki özellikleri tarif eden standart cümlelerden oluşan bir egzersiz programıdır.

Bu cümleler el-ayakların sıcak olması, kalp atışlarının düzenli ve sakin olması solunumun rahat ve derin, alnın serin, karnın sıcak olması gibi özellikleri gösterir.

PROGRESİF GEVŞEME:

Eğer stresin zarar verici etkisi daha çok çeşitli sırt, bel, baş, boyun ağrıları şeklinde ise bu teknik kullanılabilir. Sinirlendiğinizi engellediğinizi düşünün, bir haksızlığa uğradınız, kuyrukta bekliyorsunuz sinirlendiniz. Böyle durumda ne halde olduğunuzu düşünün: kaşlarınız çatılmış karnınız ve kalçalarınız kasılmış, dişleriniz kitlenmiş, el ve ayaklarınız soğuk ve nemli. Bunun arkasında baş ağrısı gelebilir ve günün kalan kısmı zehir olabilir.

Böyle durumlarda teknik kullanmak isterseniz nefes alma egzersizleri yetmeyebilir. Progresif gevşeme tekniği eğitimine sahipseniz işiniz kolaydır. Böyle bir stres durumunu en az bir zararla atlatabilirseniz.

Bu teknikte ayrı ayrı kas grupları hedef alınır, gevşeme komutları vererek o kasların gevşemesi sağlanır. Kas gruplarında gerginliğin ileri derecede  azaldığı EMG yardımı ile tespit edilmiştir.

GEVŞEME ÇALIŞMASINDA ÖN İLKELER

- İlk prensip işi ciddiye almaktır.

- Tekniği öğreninceye kadar her gün 20 dakika uygulamalısınız

- Hemen başarı beklemeyin.

- Tekniği uygulama otomatikleşmelidir.

- Rahat loş bir oda seçin.

- Rahat bir sandalyeye eller dizlerde oturarak yahut eller ve kollar vücuttan biraz ayrı, uzanarak yapın.

- Başlangıçta gözler kapalı olmalıdır.

- Nefes alma egzersizi ile başlamalısınız.

- Sizin en çok hoşunuza giden sakin bir yeri düşünün (sahil, göl, orman, dalgaların sesi, ılık kum, güneş, meltemin kokusunu hissedin kuşları dinleyin, orda olun) 

BİR GEVŞEME SEANSI

Gevşeme cümleleri: kelimelerin aynısı olması değil, anlam önemlidir. Söyleneni hissetmek gerekir. Cümleleri çok yavaş söyleyin., her cümleyi üç kere tekrar edin, cümleler arasına üçer saniye bırakın başlangıçta teypten faydalanabilirsiniz.

Gevşeme cümleleri: (3 dakika, her birini üç defa tekrarlayın)

- Kendimi sakin hissediyorum.

- Kendimi gevşemiş hissetmeye başlıyorum.

- Ayaklarımı ağırlaşmış ve gevşemiş hissediyorum.

- Dizlerimi ve ayak bileklerimi ağırlaşmış ve gevşemiş hissediyorum.

- Kalçalarımı ağırlaşmış ve gevşemiş hissediyorum.

- Midemi ve göğsümü ağırlaşmış ve gevşemiş hissediyorum.

- Omuzlarımı ağırlaşmış ve gevşemiş hissediyorum.

- Boynumu, çenemi ve alnımı ağırlaşmış ve gevşemiş hissediyorum.

- Her şey rahat ve problem yok.

- Tüm vücudumu sakin, ağılaşmış, gevşemiş ve rahat hissediyorum.

Isınma cümleleri: (2 dakika, söylediklerine konsantre olmaya devam edin, her bir cümleyi üç defa tekrarlayın)

- Sakin ve gevşemiş vaziyetteyim.

- Ayaklarım ve bacaklarım ağırlaşmış ve sıcak.

- Bütün vücudumu gevşemiş, sakin ve sıcak hissediyorum.

- Ellerim gevşemiş ve sıcak, sımsıcak

- Sıcaklık bütün vücuduma akıyor.

Hayal kurma cümleleri: (3 dakika, aynı durumda kalın, gözlerinizi kapatın, her cümleyi hissedin ve konsantre olun, her bir cümleyi üç defa tekrar edin)

- Tüm vücudum sakin, rahat ve gevşemiş durumda.

- Zihnim sakin.

- Düşüncelerim sakin ve rahat.

- Dünya ile ilişkimi kesiyorum, sakinim.

- İçim tamamen huzur dolu.

Etkin hale gelme cümleleri: (2 dakika)

Denemeden sonra aynı etkiyi gözleriniz açıkken elde etmeye çalışın. Seansa gezinerek son verin. 3 defa derin nefes alın. Aşağıdaki cümleleri 3'er defa tekrar edin.

- Hayat ve enerjinin ayak ve bacaklarıma aktığını hissediyorum

- Hayat ve enerjinin kalça, göğüs ve mideme aktığını hissediyorum.

- Hayat ve enerjinin ellerim ve kollarıma aktığını hissediyorum.

- Hayat ve enerjinin omuz, boyun, baş ve yüzüme aktığını hissediyorum.

- Hayat ve enerji hafif ve canlı hissetmeme yol açıyor

 

BIOFEEDBACK

Bu teknikle insanın bilinçli olarak anlamadığı, fark etmediği normal ve normal dışı fizyolojik tepkiler bir araç yardımı ile bilinçli duruma getirilir. Bir eğitim programı içinde cilt sıcaklığı, terleme, kalp atışı, kalp gerilimi gibi fizyolojik tepkiler görünür, işitilir duruma getirilir. Deriye bağlı elektrotlarda bu durum sağlanır. Böylece kişi aynı duygu ve düşünceleri ile bedeninde ne değişiklik olduğunu fark eder ve bedenini denetlemeye çalışır.

Biofeedback'de derin adale relaksasyonları eğitim için kullanılır. Tedaviye başlamadan önce hasta ile şu konular tartışılır.

- Tedavi programında relaksasyon tekniği kullanmanın mantığı.

- Biofeedback'in rolü,

- Hastanın beklentileri.

- Terapistin rolü.

Biofeedback programlarında progressiv gevşeme, otojenik gevşeme ve meditasyon gibi tekniklerle biofeedback beraber kullanılır.

Bütün tekniklerde olduğu gibi biofeedbackde de zihinsel stratejileri bilmek önemlidir. "active problem-solving" veya "goal-oriented thinking" gibi stratejilerin hastaya kazandırılması başarıyı arttırır. Relaksasyon terapili biofeedback:

Hastaya fizyolojisini kontrol etme yeteneğini gösterir.

Hedef organa daha yeterli ve doğrudan olarak hitap eder.

Özellikle hassas organda koruyucu etki bırakır. (Ör: Kalp)

Düşünce, duygu ve fizyoloji arasında ilişkiyi gösterir.

Kendiliğinden olan psikodinamik içgörüleri uyarır.

Fobiye duyarsızlaşmayı gösterir.

 

SELF-HİPNOZ

Kişinin kendi kendine hipnotize etmeyi öğrenmesi ve hipnotik durum içerisinde kendisini düzeltmeye çalışmasıdır.

Kişi eğitim programı sonucu bir anahtar kelime veya işaretle hipnoza girip gevşemeyi sağlar faydalı telkinlerde bulunur, rahatlamış ve güçlenmiş olarak uyanır. Hipnoz çalışmalarında başarı bireyin hipnoz olma isteği ölçüsünde yükselir. Şimdi Soskis'den (1986) bir self-hipnoz örneği görelim.

Self–Hipnoz Örneği:

Hipnoz ve self-hipnoz hakkında gerekli ön bilgiyi alan ve terapist rehberliğinde eğitilen bir kişi; stres, anksiyete, gerilim oluşturan durumlarda veya her gün aşağıda belirtilen örneğe uygun bir programı kendine uygulayabilir.

- Günün sakin ve boş olan 10 dakikasını seçin.

- Gürültü ve dikkat dağıtıcı olmayan, rahat bir pozisyona girin. Eğer saat kullanmak istiyorsanız 10 dk.'ya kurun.

- Gözlerinizi kapayın ve hipnoz hissini hatırlayın.

- Dikkatinizi sol elinize verin ve onun yukarı doğru süzüldüğü ve hafiflediği hissini düşünün.

- Kendinize söyleyin "üç derin nefes alıyorum ve hafifleme hissinin bütün vücuduma yayıldığını hissediyorum."

- Devam edin: "şimdi birden ona kadar sayarak hipnozun daha da derinleştiğini hissediyorum. Bir derken ellerim ve kollarım gevşiyor. İki, gevşeme kollarımdan yukarı doğru yayılıyor... Üç; daha sonra omuz ve boynum gevşiyor... Dört; kafa, alın, ense, bütün boynum gevşiyor... Beş; şimdi ağız, çene göz çevresi ve bütün yüz kaslarıma gevşeme yayılıyor... Altı; Sırtımın yukarısına göğsüm adım adım denk ve Rahat olarak gevşiyor... Yedi; belim ve karnım gevşiyor... Sekiz; gevşemenin uyluk, kalça ve dizlere yayılmasını istiyorum... Dokuz; baldırlarım ve ayaklarım gevşiyor... On; bütün bedenim şimdi, tam derin ve rahat bir şekilde gevşedi.

- Kendinize söyleyin: "Şimdi huzurlu, mutlu, sakin bir an yaşıyorum. Tıpkı deniz kenarındaki gibi masmavi gökyüzü, tüy gibi bulutları görebiliyorum. Dalgaların sakinleştiren sesini işitebiliyorum. Mutlu ve sakinim, huzur içindeyim."

- Saatin sesine ve istediğimiz zamana kadar kendinizi gevşemiş vaziyette bırakın.

- Kendinize söyleyin: "Birden beşe kadar sayarak egzersizleri bitiriyorum. Beş derken daha uyanık olacağım... Dört, şimdi daha uyanacağım... Üç, daha iyiyim... İki, gözlerimi açıyorum... Bir, uyanık ve zindeyim."

- Kalkmadan önce birkaç defa adalelerinizi gevşetin, esnetin ve genleştirin

 

YOGA, ZEN

Uzakdoğu felsefesinin ürünlerindendir. Budizm farklı mezheplerinin kullandıkları metotlardır. Hepsinin ortak noktaları düşüncelere parlaklık vermek, dünya görüşlerini yenilemek, insanı kötü arzulardan uzaklaştırmak, bencillikten vazgeçirmek amacını taşırlar. Uzun süreli düşünüş ve trans oluşturarak kişiyi huzur ve sükunete kavuştururlar. Beden üzerinde kontrol sağlamayı amaçlarlar.

Disiplinli eğitimler yapılır. Çok kuvvetli bir irade eğitimi; az bir beslenme ile desteklenir. Özellikle sabahın erken saatlerinde, en sıcak, en soğuk günlerde yapılan eğitimlerde dayanıklı ruh ve beden oluşturmaya çalışırlar. Samurai ruhu ve zihniyeti olarak da tarif edilir.

 

MEDİTASYON

Kişi özel ve rahat oturma pozisyonuna girer, "mantra" adı verilen belirli kelimeleri tekrarlayarak düşüncelerini bir noktaya toplar, zihnini tamamen boşaltması ve ilham denilen kendiliğinden gelen fikirleri beklemesi ve uygulaması tarzında program uygular.

Meditasyonda "Pasif konsantrasyon" kullanılır. Düşünce ve duyguları aktif olarak müdahale edilmeden pasif müşahede şeklinde geçişi esastır. Meditasyon esnasında solunum sayısı değişmediği halde O2 tüketiminin azalması, CO2'nin atılması ilginçtir. Meditasyonda relaksasyon cevabına neden olan 4 temel element vardır:

Zihni odaklaştırma: Bir kelime, ses veya uyaran; sesli veya sessiz tekrar edilir, gözler uygun bir nesneye fikse olur.

Pasif tutum: Araya giren düşüncelerle hiç ilgilenmeden anahtar kelime tekrar edilmelidir. Hata yapıladığında sabırla "mantra" ya dönülmelidir.

Adale tonusunda azalma: Denek rahat pozisyonda olmalıdır.

Sessiz çevre: Genellikle gözler kapalı ve uyaran olmayan çevre seçilir.

Bütün bu tekniklerde "araç kullanımı, gevşetici etki, düşünceye etki" gibi yönlerden aralarında bazı farklar vardır.

 

STRESİ AZALTMADA DİĞER YARDIMCI YOLLAR

I- Fizik egzersizleri: (spor)

Hareketin kalp ve bazı hastalıkları azaltıcı etkisi bilinmektedir. Düzenli ve ölçülü yapılan spor beden sağlığı yanında duygusal boşalma, sükunet, rahatlık, zihni gevşetme katkısı bilinmektedir. Bir uğraşı tedavisi kapsamına kabul edilir.

Spor veya diğer egzersizler, bir kimse ile veya kendisi ile yarışmadan zevkle yapılırsa ruh ve sağlığına katkısı fazladır. Sporun sonunda zindelik ve dinçlik sporun fayda verdiğini gösterir.

II- Müzik

 Stresi azaltmada hedef huzur ve sakinlik kazandırmak olduğuna göre bunu sağlayan müzik çeşitleri yararlıdır.

III- İçini dökme ve stres danışma:

Gerginlik içinde olan bir kişi iyi ve ilgili bir kişiye içini dökerek rahatlayabilir. Dinleyicinin güvenilir olması konuşmayla, ne olduğu ile ilgilenilmesi gerekir. İyi güvenilir dinleyici dinler, başını sallar, konuşmacıya yardımcı olacak sözler söyler, onu rahatlatır, gerekirse nasihat verir. Nasihat vermek yetenek ve hüner ister.

Nasihat verecek kişinin:

Problemi iyi belirlemesi.

Problemi düzeltmek için hangi yolları denediğini anlaması .

İşe yarayacak yaklaşımları bulması.

Yeni çalışma esasları getirmesi gerekir.

İyi bir nasihatle daha stres etkisinin başında karşı koyma yeteneğini güçlendirmek, kendinize güveni arttırmak mümkündür.

IV- Dua

Dini inançların huzur, sükunet ve dayanıklılık getirdiği bilinmektedir. Stres etkisinde bunlar aranan istenen hedeflerdir

Duanın üç önemli faydası vardır.

Problemleri kelimelerle ifade etmeye imkan verir.Problemin karışıklık ve belirsizlikten kurtulmasına yardım eder.

Dua kişiye yükünün paylaşıldığını, yalnız olmadığının duygusunu verir. En çaresiz ve ümitsiz durumlarda her şeyi duyan, her şeyi bilen ve gücü yeten bir kudrete inanmak, sığınmak ve güvenmek o kişiye sakinlik ve huzur verir "Ben yalnız değilim" diyerek güven duygusu gelişir ve daha dayanıklı olur.

Çaresiz kişi pasiftir. Birşeyler yapmamaktadır. "Yapmak" konusunda bir adım atmış olur.

Aile ve toplum dayanakları – grup desteği

Stres altındaki kişi kendini yalnız hissetmektedir. Ekonomik gücünün yerinde olması, hastalık, sakatlık anında ailesinin, arkadaşlarının veya sigorta şirketinin yahut devlet kurumlarının kendisine sahip çıkacağını bilmesi güven duygusunu güçlendirerek stresi kontrol etmesinde faydalı olur.

VI- Stres durumunun iyi ve doğru tahlili (problem solving)

- Endişe ve sıkıntı varsa ortada bir problem var demektir.

- Problem nedir?

- Problemi doğuran sebepler nedir?

- Muhtemel çözüm yolları nelerdir?

- En iyi çözüm yolu hangisidir?

- Bu dört soruya cevap verilirse stres vericinin zararını karşılamak, en aza indirgemek mümkün olur.

Hawton ve Kirk (1989) "Cognitif Behaviortherapy" kapsamında problemi çözme için basamakları şöyle sıralamışlardır.

- Hastanın problemini tanımak ,

- Hastanın yeteneklerini tanımak,

- Diğer kaynaklardan bilgi edinmek,

- Problem çözme metodunun uygunluğuna karar vermek,

- Pratik düzenlemeleri kararlaştırmak,

- Hasta ile terapötik temas kurmak.

Problem çözmenin amaçları olarak da şunları sayarlar:

- Hastanın keyfini kaçıran problemi tanımaya yardım eder,

- Çareleri bilmesine yardım eder,

- Problemin üstesinden gelmenin sistematik metodunu öğretir.

- Hastanın probleminin üzerinde kontrol duygusunu geliştirir.

- Gelecek problemleri yenebilmenin bir metodunu kazandırmış olur.

Bir problemle karşılaşıldığında veya kişiler arasında ilişkilerde en az stres en az problemle sorun halledilmek istendiğinde bazı pratik yollar denebilir. Problemin üstesinden gelmenin sistematik metotlarından birini Tablo IX da görüyoruz.

DAHA AZ STRES İÇİN KENDİNİZE EMİRLER

- Aynı zamanda tek bir işi yap!

- Problemi kavra!

- Dinlemeyi öğren!

- Soru sormayı öğren!

- Anlamlıyı anlamsızı ayır!

- "Güzel gören güzel düşünür, güzel düşünen hayatından lezzet alır" kuralını unutma!

- Esnek ol!

- Hataları kabul et!

- Basitçe ifade et!

- Sakin ol, gülümse!

- Zamanlamayı iyi yap!

Boş kalmamak

Fizik okurken her öğrenci bilir ki "tabiat boşluktan nefret eder".

Tabiat yeryüzündeki boşlukları doldurmakta olduğu kadar boş zihinleri de doldurmakta da acelecidir. Pasteur "Kütüphaneler ve laboratuarlarda bulunan huzur"dan söz etmiştir. Okuyan, araştıran insanlar meşguldür. Üzülmeye zamanı yoktur. İstek ve gayret içinde bir "uğraşı tedavisi"ni kendisine uyguluyor demektir. Bu nedenle stresi azaltmada iyi bir yol olarak meşguliyeti tavsiye edebiliriz.

Prof. Dr. Nevzat Tarhan

 http://www.mcaturk.com/mca_icerik_detay.php?icerikid=200 alıntı

 

Tarih: 20:44, 10/6/2008 Kategori: Saglik
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

BİTKİSEL ÇAYLARIN HAZIRLANIŞI VE ETKİLERİ:

BİTKİSEL ÇAYLARIN HAZIRLANIŞI VE ETKİLERİ:


NASIL HAZIR
LANIYOR
NE ZAMAN, NE KADAR İÇİLİR GÜZELLİĞE ETKİSİ SAĞLIĞA ETKİSİ DİKKAT EDİN!

ADAÇAYI Kaynar su döküp 2-3 dk bekletin Uyarıcı özelliğinden dolayı sabahları ve öğlenleri; günde 2-3 çay fincanı tüketilmeli Cildi enfeksiyonlara karşı koruyor.Özellikle menopoz çağında cildin yaşlanmasını yavaşlatıyor Vücudun direncini artırıyor, enfeksiyonlara karşı koruyor ve zihni açıyor. Mideyi rahatlatıyor. Uzun süre kaynatılırsa toksit etki yaparak zaralı olabilir.

         
IHLAMUR Hafifçe kaynatın ve 10 dk demlenmeye bırakın Gün içinde 2-3 çay fincanı Vücudu terleterek toksinlerin atılmasını sağlıyor, cildi nemlendiriyor. Göğsü yumuşatıyor, balgam söktürüyor. Bronşit ve solunum yolu problemlerinde etkili. Terletici ve sakinleştirici özelliğe sahip Aşırı terlemede, çok sıcak günlerde vücut ısısını ve salgıları daha da artırabilir.

         
ISIRGAN Kaynar su döküp 10 dk demlenmeye bırakın Gün içinde 1-2 çay fincanı Kepeğe ve yağ bezlerine karşı oldukça etkili. Aynı zamanda cilde parlaklık kazandırıyor. Gözlerin dostu. İyi bir raşitizm ilacı.Kemik iliğini ve vücudun kan yapan iç organlarını canlandırıyor, idrar söktürüyor. Genelde 40 gün kür yapıp, kesilmeli.Her mevsim geçişinde en az 2-3 hafta düzenli içilmesinde yarar var.

         
SARI KANTARON Kaynar su döküp 5-10 dk demlenmeye bırakın Gün içinde tok karnına 1-2 çay fincanı Soluk ve cansız ciltlerde oldukça etkili. Cildin canlanmasına yardımcı olur. İçsel sıkıntılarda ve özellikle mide gibi sindirim sistemi rahatsızlıklarında etkili oluyor. Özellikle kışın güneşsiz ve kısa günlerinde yarar sağlıyor. Aşırı sıcak yaz günlerinde az içmeli veya gece tüketilmeli.

         
KUŞBURNU Suda 5 dk kaynatın Gün içinde tok karnına 2-3 çay fincanı içilmeli C vitamini içerdiği için kolojen oluşumuna katkıda bulunuyor. Egzamalı ve alerjik ciltleride sakinleştiriyor İdrar söktürücü. Kandaki şekeri düşürüyor.Hemeroide enfeksiyona, soğuk algınlığına, yüksek kolesterole, varislere karşı etkili Mide asidi problemi olanlar, çok açık ve tok karnına içmeli.

         
PAPATYA Kaynar su döküp 10 dakika demlenmeye bırakın Gün içinde 2-3 çay fincanı ancak gece tercih edilmesi daha yararlı Saç rengini açıyor cilt gözeneklerini temizliyor. Gevşetici, rahatlatıcı ve ağrı kesici özelliğe sahip. Bazı enfeksiyonlarda da etkili oluyor. Aşırı tüketilirse uyusukluk hissi verebiliyor.

         
MELİSSA Kaynar su döküp 10 dakika demlenmeye bırakın. Gün içindede tüketilebilir, ama gevşetici özelliğinden dolayı gece yatmadan önce alınması doğru olur. Günde 2-3 çay fincanı Saçı güçlendiriyor. Strese bağlı olarak ortaya çıkan saç ve cilt problemlerine karşı oldukça etkili. Tansiyon düşürücü, sinir sistemi dengeliyici, uyku getirici, gaz söktürücü antiseptik etkilere sahip. Hazımsızlık ve baş ağrısına etkili Düşük tansiyonda ve aşırı uyku hallerinde tüketilmemeli


http://www.adaminsitesi.com/bitkisel_cay.htm adresinden alıntıdır.

Tarih: 15:03, 5/6/2008 Kategori: Saglik
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

Kene ısırmasındaki en önemli şey...

Kene ısırmasındaki en önemli şey...


Havaların ısınmasıyla birlikte gündeme gelen Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi hastalığına neden olan kene ısırmalarında, en önemli şey; zaman ve müdahale... İşte detaylar:


Havaların ısınmasıyla birlikte yeniden gündeme gelen Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hastalığına neden olan kene ısırmalarında, ısırığa zamanında müdahalenin kişilerin enfekte olmamaları açısından hayati önem taşıdığı bildirildi.

Uludağ Üniversitesi Veteriner Fakültesi Parazitoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Levent Aydın, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kenelerin tüm dünyada tropik ve subtropik kuşakta gerek kan emerek, gerekse birçok hastalık etkeninin taşıyıcısı olarak hayvan ve insanları tehdit eden önemli parazitlerden olduğunu söyledi.

Direkt etkileriyle kene felci, terleme hastalığı, anemi ve toksemiye neden olan kenelerin Türkiye'de mekanik ve biyolojik taşıyıcı olarak brucella, veba, salmonella, listeriosis, mavi dil, lyme, KKKA gibi hastalıkların etkenlerini de bulaştırdıklarını anlatan Aydın, ''Keneler aynı zamanda naklettikleri etkenlerin bazılarını kendi nesillerine aktararak enfeksiyonların nesiller boyu devam etmesine ve ciddi boyutlara ulaşmasına neden olmaktadırlar'' dedi.

Aydın, günümüzde dünyada 3 aileye bağlı 20 soyda 860 kene türünün saptandığını, Türkiye'de ise 2 aileye bağlı 10 soyda yaklaşık 32 kene türü tespit edildiğini dile getirdi. Yumurtlamayı takip eden her dönemde kan emmek zorunda olan kenelerin, türlere göre farklı olmakla birlikte, 800-900 ile 15 bin arasında yumurtlayabildiklerini anlatan Aydın, son yıllarda Türkiye'de çok sayıda insanın ölümüne yol açan KKKA hastalığının görülmesinin keneleri daha güncel hale getirdiğine dikkati çekti. Aydın, ''son 10 yılda önce lyme hastalığının ülkemizde görülmesi, sonra KKKA olgularının ortaya çıkması ve ölüm olaylarının tespit edilmesi, ülkemizin, bulunduğu coğrafi kuşakta ciddi bir tehdit altında olduğunu göstermektedir'' dedi.

-KKKA'YI 7 KENE TÜRÜ TAŞIYOR-

Prof. Dr. Aydın, son 6 yıl içinde Türkiye'de görülen ve her yıl belli mevsimde tekrarlayan KKKA'nın, kenelerle taşınan ''Bunyaviridae-Nairovirus'' kaynaklı bir hastalık olduğuna işaret ederek, bu hastalığa neden olan virüsün 30'a yakın kene türünde tespit edilmesine karşın, 7 kene türünün aktif taşıyıcı olduğunu belirtti.

Kenelerin bir vücut bölgesini ısırmadan önce bölgeye lokal aneztezik benzeri bir madde salgıladıklarını, bu nedenle can yakmayan ısırığın, vücutta kene görülememesi halinde ilk 24-48 saatte fark edilmediğine işaret eden Aydın, şunları kaydetti:

''Kene ısırığının süresi hastalığın bulaştırılması açısından önemlidir. Keneler ilk 12-16 saat içinde taşıdıkları hastalık etkenlerini hemen bulaştıramazlar. Bu nedenle kene ısırığını gören kişiler hemen en yakın sağlık kuruluşuna başvurup keneyi vücuttan uzaklaştırmalıdır. Çalılık, su kenarları ve gür otların bulunduğu alanlara giren insanlar pantolon paçaları çorap içinde olacak şekilde ve uzun kollu giymeli. Bu bölgelere giren insanlar daha sonra başta koltukaltı ve kasık bölgeleri olmak üzere tüm vücutlarını kontrol etmeli. Vücutta keneye rastlanırsa hemen sağlık kuruluşuna başvurmalı, kene ezilmemeli, yapay ısı uygulanmamalı, keneyi uzaklaştırmak için herhangi bir kimyasal madde uygulanmamalıdır. Keneler hekim kontrolünde çıkarılmalı. Çıkarılan kene tür teşhislerinin yapılmasında, hastalığın hızlı tanısında ve diğer hastalıklardan ayırıcı tanıda son derece önemlidir. Bu nedenle konunun uzmanlarına başvurulmalıdır.''

-KIRSAL ALANLARDA RİSK DAHA FAZLA-

Levent Aydın, kene ısırması açısından kırsal kesimlerin daha riskli olduğunu, bu nedenle meralar ve piknik alanlarının kontrol edilerek ilaçlanması, bu alanlardaki uzun otların biçilmesinin son derece önelli olduğunu vurguladı.

Ahır ağıl ve hayvan barınaklarının sıvalı olmasının, kenelerin barınabileceği çatlakların kapatılmasının önemine değinen Aydın, bazı örümcek, karınca ve kuş türlerinin kene ve yumurtalarını yok ettiklerini, bu nedenle özellikle ahır ve kapalı alanlarda bulunan bu canlılara ait yuvaların bozulmaması gerektiğini sözlerine ekledi.

AA


Tarih: 11:09, 31/5/2008 Kategori: Saglik
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

Bahar Yorgunluğu

Anadolu Sağlık Merkezi’nden Dahiliye Uzmanı Prof.Dr. Birsel Kavaklı, bahar yorgunluğu ile ilgili soruları yanıtladı.

Bahar yorgunluğu nedir? Belirtileri nelerdir?

Bahar yorgunluğu, hemen herkesin mevsim dönüşlerinde hissedebildiği bir takım ruhsal ve bedensel belirtilere verilen genel isim olarak ele alınıyor.

Havaların ısınmasıyla birlikte birçoğumuz için yataktan kalkmak çok daha zor bir hal alırken gündelik işleri yaparken daha isteksiz olabiliyoruz. Bu durumu genellikle değişen hava koşullarına bağlasak da, uzun süren yorgunlukların ciddiye alınması, altta yatan başka bir sorunun da geçiştirilmesini engellemiş oluyor.

Bazı dönemlerde yeterli besin alınmaması, vitamin ve minerallerin eksik kalması, tiroit bezinin çalışma düzensizlikleri, tansiyon - kalp - enfeksiyon hastalıkları, sigaranın fazla kullanılması yorgunluk belirtilerini artıran unsurlar olarak sıralanıyor.

Bahar aylarında yorgunluk neden artıyor?

Bahar aylarında havadaki elektrik yükü artıyor. Pozitif ve negatif yüklü iyonların artması da insan biyoritminde olumlu ya da olumsuz etkiler yaratıyor.

Pozitif iyonlar insanı daha zinde hissettirirken, negatif iyonların artması insanın kendini daha halsiz hissetmesine ve yorgunluk belirtilerinin ortaya çıkmasında etkili oluyor. Ayrıca bahar aylarında, aslında vücudumuz daha aktif olmamızı sağlayacak hormonlar salgılanmasına karşın eğer ortada vitamin eksikliği, beslenme bozukluğu varsa, vücut buna aynı uyumu gösteremiyor ve yorgunluk hissi artıyor.

Ayrıca bu aylarda neşeli ve enerjik olunmasının da temel nedenlerinden biri yine hormonlar. Bazı hormonlar karanlık ortamlarda daha fazla salgılanırken, bazı hormonlar ise insan metabolizması gereği güneş ışığı gördüğünde daha fazla salgılanıyor.

Yazın güneşin fazla görüldüğü dönemlerde ise depresyondan çıkışı kolaylaştıracak, daha neşeli hale getirecek hormonlar salgılanıyor.

Ancak kişinin ruhsal yapısı da bu durumdan ne kadar etkileneceğinde belirleyici oluyor. Örneğin eğer kişi depresif bir yapıya sahipse herkesin neşelendiği bir ortamda kendini daha depresif hissedebiliyor.

Yorgunluktan korunmak için neler yapılabilir?

Yorgunluğu gidermek için vitamin ve besin destek ürünlerinin alımı büyük önem taşıyor. Mümkün olduğu kadar sadece bahar aylarında değil, kış aylarında da eksik olan vitaminlerin alınması bahar yorgunluğunu fazla hissetmeden o dönemin geçirilmesini sağlar. Özellikle B ve C vitaminleri, potasyum ve çinko içeren besinler önemlidir. Yeterli düzeyde karbonhidrat alımı yorgunluktan korunmada önemlidir. Vücut enerjisinin yüzde 50-60’ı karbonhidratlardan sağlanmaktadır.

Rafine edilmemiş karbonhidratların tüketimine ağırlık vermeliyiz. Bunlar taze meyve ve sebzelerde, tam buğday ekmeği ve tahıllarda bulunan karbonhidratlardır. Protein, dokularımızın temel taşı olduğundan diyetimizde yeterli düzeyde proteine yer verilmeli.

Mevsim meyve ve sebzeleri de daha az kimyasal maddeye maruz kaldığı için daha sağlıklıdırlar. Bu nedenle sebze ve meyvelerin mevsiminde tüketilmesi önem taşıyor.

Enerjimizi doğru kullanmanın da yorgunluk giderilmesinde faydası var mıdır?

Yorgunlukla baş edebilmek için öncelikle enerjinin doğru kullanılmasının öğrenilmesi gereklidir. Çalışma ve dinlenme periyotlarımızı ayarlamalıyız. Kısa ve sık dinlenme aralıkları yorgunluğun ortaya çıkmasını önleyebilir.

Çalışırken vücut mekaniklerini doğru kullanarak kas ağrılarını engelleyebiliriz. Çalışma ortamının iyi havalandığından emin olmalıyız. Çok sıcak veya çok soğuk ortamlar vücudumuzda ekstra bir stres yaratır.

Vücudun susuz kalması yorgunluğu artırır mı?

Vücudun çok hafif düzeyde susuz kalmasının dahi metabolizmayı yavaşlattığını hatırlatan Dr. Yaprak Ataker, günde en az 8-10 bardak su içilmesi ve kahve ile çayın mümkün olduğunca az tüketilmesi gerekiyor.

Düzenli egzersiz olarak neler yapılabilir?

Düzenli egzersiz ile metabolizma hızlanır ve dinlenmiş duruma göre daha fazla enerji oluşumu sağlanır. Kalp damar sisteminin ve solunumun düzenlenmesini, dokulara yeterli düzeyle oksijen taşınımını sağlar. Özellikle aerobik tipte olan yürüyüş, koşu, bisiklet, yüzme, dans gibi egzersizler tercih edilmelidir.

Sürekli yorgunluk hissi ne gibi hastalıkların belirtisi olabilir?

Yorgunluk, vücudumuzun fiziksel çalışmaya, psikolojik strese, uykusuzluğa verdiği fizyolojik bir cevap olarak tanımlanıyor. Yorgunluk fizyolojik bir cevap olabildiği gibi bazı hastalıkların ön belirtisi olarak da ortaya çıkabiliyor. Bu nedenle yorgunluk uzun sürdüğünde mutlaka altta yatan nedenlerin araştırılması gerekiyor.

Kansızlık, enfeksiyonlar, bağışıklık sistemi hastalıkları, tümörler, yeme bozuklukları, tiroit hastalıkları, kronik yorgunluk sendromu, fibromiyalji, uyku bozuklukları, stres, depresyon gibi sebepler yorgunluk için araştırılması gereken sorunlar arasında geliyor.

Ne zaman doktora başvurmak gerekir?

Yorgunluk uzuyor ve kişinin gündelik işlevlerini bozuyorsa, ya da okul veya işyerindeki performansını engelliyorsa artık onu bahar yorgunluğu diye geçiştirmemek gerekiyor.

Elbette bu durumun ortaya çıkmasında mevsimlerin, ışığın, ısının rolü var. Ama bahar yorgunluğu diye geçiştirildiği takdirde tedavisi gecikebilecek bazı psikiyatrik durumlar da var. Sadece psikiyatrik değil, hem bedensel hem ruhsal belirtilerle giden başka durumları da unutmamak gerekli.

Uzun süren yorgunluklarda, en başta depresyon, daha sonra, kaygı bozuklukları, demans, eşzamanlı alkol ve/veya madde kullanımı, birincil uyku bozuklukları, yeme bozuklukları, hatta şizofreninin bile tanılar arasında düşünülüp dışlanması gerekiyor.

Bir de, toplumda daha az bilinen, esas olarak fonksiyonel bedensel belirtilerle giden, eskiden “nevrasteni” tanısı altında ele alınan bazı rahatsızlıklar var. Bunların başında da fibromiyalji ve kronik yorgunluk sendromu geliyor.


Tarih: 20:36, 28/3/2008 Kategori: Saglik
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

kalp krizi riski ve sıcak su içmek

Kalp krizi ve sıcak su içmek
Bu yazı çok güzel bir yazıdır. Sadece öğünlerden sonra sıcak su içme
konusuna değil kalp krizi risklerine de değinmektedir. Çinliler ve Japonlar
yemeklerinden sonra soğuk su değil sıcak çay içerler. Belki biz de yemekten
sonra sıcak bir şeyler içme alışkanlığımızı onlardan edindik.

Eğer yemeklerden sonra soğuk şeyler içiyorsanız bu yazı size
hitap ediyor. Yemekten sonra soğuk bir şeyler içmek sizi rahatlatabilir.
Ancak tükettiğiniz soğuk su katılaşarak yağlı bir madde haline döner ve
yavaş bir şekilde sindirilir. Bu asitli tepkime bozularak bağırsakta katı
maddelerden daha hızlı bir şekilde emilir. Bir kısmı bağırsağa yapışır.
Kısa bir süre sonra tamamen yağ haline döner ve kansere yol açar. Yemekten
sonra sıcak su veya çorba içmek en iyisidir.
Kalp krizi hakkında önemli birkaç bilgi - Kalp krizi belirtisi her zaman
sol kolun uyuşması değildir. Çenedeki şiddetli ağrıların da farkında olun.
İlk göğüs ağrınız kalp krizi sırasında gerçekleşmez. (Daha önce mutlaka
göğüs ağrınız olmuştur) Mide bulantısı ve şiddetli terleme de önemli kalp
krizi belirtilerindendir. Kalp krizi geçiren insanların %60 ı uyurken ölür.
Göğüsteki ağrılar sizi uykudan uyandırabilir. Lütfen dikkatli olun ve
olanların farkına varın.


Tarih: 09:40, 19/3/2008 Kategori: Saglik
Yorum (1) | Yorum yaz | Bağlantı

John Hopkins'den Kanser Güncellemesi

John Hopkins'den Kanser Güncellemesi 
 
 1. Herkesin vücudunda kanser hücreleri vardır. Bu kanser hücreleri birkaç milyara kadar çoğalmadıkça standart testlerde görülmezler. Doktorlar kanser hastalarına tedaviden sonra vücutlarında artık kanser hücresi kalmadığını söyledikleri zaman, bu yalnızca kanser hücrelerinin testlerle saptanamayacak düzeyde olduğu anlamına gelir. 
 
2. Bir kişinin hayatı boyunca 6 ile 10 kez kanser hücreleri oluşabilir.  
 
3. Kişinin bağışıklık sistemi güçlü olduğu zaman kanser hücreleri yok edilir ve çoğalarak tümör oluşturmalarına engel olunur. 
 
4. Bir kişide kanser olması, o kişide çoklu beslenme eksikliği olduğuna işaret eder. Bunlar genetik, çevresel, beslenme ve yaşam tarzı faktörlerine bağlı olabilir. 
 
5. Çoklu beslenme eksiklini yenebilmek için diyeti değiştirmek ve ek takviye almak bağışıklık sistemini güçlendirir. 
 
6. Kemoterapi hem hızlı çoğalan kanser hücrelerini, hem de kemik iliğinde, sindirim sisteminde v.s.'deki hızlı büyüyen sağlıklı hücreleri yok eder ve karaciğer, böbrekler, kalp, akciğerler v.s.'de organ tahribatına yol açar. 
 
7. Radyasyon kanser hücrelerini yok ederken; sağlıklı hücre, doku ve organları da yakar, yaralar zarar verir. 
 
8. Kemoterapi ve radyasyon başlangıçta tümörün küçülmesine yol açar. Kemoterapi ve radyasyon tedavisinin uzaması tümörün daha fazla yok olmasına yol açmaz. 
 
9. Kemoterapi ve radyasyondan dolayı vücut çok fazla toksin yüklenmesine maruz kalınca, bağışıklık sistemi ya tehlikeye düşer, ya da yıkılır; dolayısıyla kişi çeşitli enfeksiyonlara ve komplikasyonlara yenik düşer.  
 
10. Kemoterapi ve radyasyon kanser hücrelerinde mutasyona neden olabilir ve dirençlerinin artarak yok edilmelerini zorlaştırabilir. Cerrahi işlem de kanser hücrelerinin başka taraflara atlamasına neden olabilir. 
 
11. Kanser hücreleri ile savaşmakta etkili bir yöntem ise onları çoğalmak için ihtiyaçları olan gıdalardan yoksun ve aç bırakmaktır. 
 
KANSER HÜCRELERİ AŞAĞIDAKİLERLE BESLENİRLER: 
 
a. Şeker kanser besleyicidir. Şekeri kesilerek kanser hücrelerinin önemli bir gıdası kesilmiş olur. NutraSweet, Equal, Spoonful v.s. gibi tatlandırıcılar zararlı olan Aspartam ile yapılırlar. Daha iyi bir tatlandırıcı Manuka balı veya molastır, ama az miktarda alınmalıdırlar. Sofra tuzunda beyazlatıcı olarak kimyasallar bulunmaktadır. Daha iyi bir seçenek Bragg'in aminosu veya deniz tuzudur. 
 
b. Süt vücudun, özellikle sindirim sisteminde, mukus üretmesine neden olur. Kanser mukusla beslenir. Süt yerine tatlandırılmamış soya sütü tüketilerek kanser hücreleri aç bırakılabilir. 
 
c. Kanser hücreleri asit ortamda gelişirler. Et temelli diyet asittir ve sığır eti veya domuz eti yerine bol balık ve az tavuk eti yemek en iyisidir. Ette, özellikle kanserli kişilere zararı olan, canlı hayvan antibiyotikleri, büyüme hormonları ve parazitleri bulunur. 
 
d. %80 taze sebze ve meyve suyu, kepekli tahıllar, tohumlar, nohutgiller ve biraz meyveden oluşan bir diyet vücudu bazik (alkali) ortamda tutar. %20 de fasulye içeren pişmiş gıdalardan oluşabilir. Taze sebze suları kolayca emilip 15 dakika içinde hücre düzeyine ulaşabilen ve sağlıklı hücreleri besleyen ve çoğalmalarını hızlandıran canlı enzimler içerirler. Sağlıklı hücre üretimi için gerekli olan canlı enzimlerin sağlanması amacıyla, taze sebze (sebzelerin çoğunluğu ve fasulye filizi) yiyin veya suyunu için ve günde 2-3 kez çiğ sebze yiyin. Enzimler 40 oC'de yok olurlar. 
 
e. Yüksek kafein içerikli kahve, çay ve çikolatadan uzak durun. Yeşil çay daha iyi bir seçenektir ve kanserle savaşan özellikleri vardır. Bilinen toksinler ve ağır metaller içeren musluk suyu yerine arıtılmış veya filtrelenmiş su içiniz. Damıtılmış su asittir, kaçınılmalıdır. 
 
12. Et proteininin sindirimi zordur ve çok sindirim enzimi ister. Bağırsaklarda duran sindirilmemiş et çürür ve daha çok toksin birikimine neden olur. 
 
13. Kanser hücrelerinin duvarları sert protein ile kaplıdır. Et yemekten kaçınarak veya azaltarak, kanser hücrelerinin protein duvarlarına saldıran enzimler daha çok açığa çıkar ve vücudun öldürücü hücrelerinin kanser hücrelerini yok etmelerini sağlar. 
 
14. Bazı destek maddeleri (IP6, Flor-ssence, Essiac, anti-oksidanlar, vitaminler, mineraller, EFA'lar v.s..) bağışıklık sistemini güçlendirerek, vücudun kendi öldürücü hücrelerinin kanser hücrelerini yok etmesine yardımcı olur. E vitamini gibi diğer destek maddelerinin de, vücudun hasarlı, istenmeyen veya ihtiyac olmayan hücrelerin atılmasının normal yolu olan, apoptoziz veya programlanmış hücre ölümüne yardımcı olduğu bilinmektedir. 
 
15. Kanser zihinsel, bedeni ve ruhsal bir hastalıktır. Öngörülü ve olumlu bir ruh kanser savaşçısını muzaffer yapar. Öfke, affetmezlik ve acı bedeni stresli ve asitli bir ortama sokar. Seven ve affeden bir ruha sahip olmayı öğrenin. Sakin olmayı ve hayatın tadını çıkarmayı öğrenin. 
 
16. Kanser hücreleri oksijenli ortamda gelişemezler. Günlük egzersizler ve derin nefes alma hücre düzeyine kadar daha fazla oksijen alınmasına yardımcı olur. Oksijen terapisi kanser hücrelerini yok etmek için diğer bir yöntemdir. 
 
JOHN HOPKINS HASTANESİNDEN KANSER GÜNCELLEMESİ - LÜTFEN OKUYUNUZ  
 
1. Mikrodalga fırına plastik kap ve ambalaj koymayınız.  
 
2. Dondurucuya su şişesi koymayınız. 
 
John Hopkins Hastanesi bunu yakın bir zamanda bülteninde yayınlamıştır. Bu bilgi Walter Reed Ordu Tıp Merkezi tarafından da yayınlanmaktadır. Dioksin kimyasalları kansere, özellikle de göğüs kanserine, neden olmaktadır. Dioksinler vücudumuzun hücreleri için son derece zehirlidir. Plastik şişelerdeki suyu dondurmayınız, çünkü bu plastiğin içindeki dioksinin salınmasına neden olur. 
 
Castle Hastanesi Sağlıklılık Programı Yöneticisi Dr. Edward Fujimoto bu sağlık tehdidini anlatmak için yakınlarda bir televizyon programına çıktı. Dioksinleri ve bizim için ne kadar kötü olduklarını anlattı. Plastik kaplar içindeki yiyeceklerimizi mikrodalga fırınlarda ısıtmamamız gerektiğini söyledi. Bu özellikle de yağlı yiyecekler için geçerli. (İngilizce metindeki fat sözcüğünün gerçek anlamı hayvansal yağdır.) Söylediğine göre yağ, yüksek sıcaklık ve plastik kombinasyonu dioksinin gıdaya geçmesine ve sonunda vücudumuzun hücrelerine ulaşmasına neden olmaktadır. 
 
Bunun yerine kendisi yemekleri ısıtmak için Corning Ware, Pyrex gibi cam kaplar veya seramik kaplar kullanılmasını tavsiye etmektedir. Yani hazır yemek ve çorbalar ısıtılmadan önce ambalajından çıkarılıp uygun kaplara konulmalıdır. Kağıt uygundur, ama kağıdın içinde de ne olduğu bilinmemektedir. Sıcaklığa dayanıklı cam kap kullanmak daha güvenlidir. Kendisi yakın bir zamanda fast food restoranlarının plastik köpük kaplardan kağıt kaplara döndüğünü de hatırlattı. Nedenlerden bir dioksin sorunuydu. Kendisi plastik ambalaj malzemesi ile örtülmüş yiyeceklerin mikrodalga fırında pişirilmesinin aynı derecede sakıncalı olduğunu da söyledi. Yiyecekler radyasyona maruz kalıp ısınıca, yüksek sıcaklıkta plastiğin içindeki zehirli toksinler eriyip yiyeceklerin üstüne damlamaktadır. Yiyecekler plastik yerine kağıt havlu ile örtülebilir.  
 
Bu makale hayatınızda sizin için önemli olan herkese gönderilmelidir.  


Tarih: 19:48, 22/2/2008 Kategori: Saglik
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

John Hopkins'den Kanser Güncellemesi



1. Herkesin vücudunda kanser hücreleri vardır. Bu kanser hücreleri birkaç milyara kadar çoğalmadıkça standart testlerde görülmezler. Doktorlar kanser hastalarına tedaviden sonra vücutlarında artık kanser hücresi kalmadığını söyledikleri zaman, bu yalnızca kanser hücrelerinin testlerle saptanamayacak düzeyde olduğu anlamına gelir.

2. Bir kişinin hayatı boyunca 6 ile 10 kez kanser hücreleri oluşabilir
.

3. Kişinin bağışıklık sistemi güçlü olduğu zaman kanser hücreleri yok edilir ve çoğalarak tümör oluşturmalarına engel olunur.

4. Bir kişide kanser olması, o kişide çoklu beslenme eksikliği olduğuna işaret eder. Bunlar genetik, çevresel, beslenme ve yaşam tarzı faktörlerine bağlı olabilir.

5. Çoklu beslenme eksiklini yenebilmek için diyeti değiştirmek ve ek takviye almak bağışıklık sistemini güçlendirir.

6. Kemoterapi hem hızlı çoğalan kanser hücrelerini, hem de kemik iliğinde, sindirim sisteminde v.s.'deki hızlı büyüyen sağlıklı hücreleri yok eder ve karaciğer, böbrekler, kalp, akciğerler v.s.'de organ tahribatına yol açar.

7. Radyasyon kanser hücrelerini yok ederken; sağlıklı hücre, doku ve organları da yakar, yaralar zarar verir.

8. Kemoterapi ve radyasyon başlangıçta tümörün küçülmesine yol açar. Kemoterapi ve radyasyon tedavisinin uzaması tümörün daha fazla yok olmasına yol açmaz.

9. Kemoterapi ve radyasyondan dolayı vücut çok fazla toksin yüklenmesine maruz kalınca, bağışıklık sistemi ya tehlikeye düşer, ya da yıkılır; dolayısıyla kişi çeşitli enfeksiyonlara ve komplikasyonlara yenik düşer.

10. Kemoterapi ve radyasyon kanser hücrelerinde mutasyona neden olabilir ve dirençlerinin artarak yok edilmelerini zorlaştırabilir. Cerrahi işlem de kanser hücrelerinin başka taraflara atlamasına neden olabilir.

11. Kanser hücreleri ile savaşmakta etkili bir yöntem ise onları çoğalmak için ihtiyaçları olan gıdalardan yoksun ve aç bırakmaktır.

KANSER HÜCRELERİ AŞAĞIDAKİLERLE BESLENİRLER:

a. Şeker kanser besleyicidir. Şekeri kesilerek kanser hücrelerinin önemli bir gıdası kesilmiş olur. NutraSweet, Equal, Spoonful v.s. gibi tatlandırıcılar zararlı olan Aspartam ile yapılırlar. Daha iyi bir tatlandırıcı Manuka balı veya molastır, ama az miktarda alınmalıdırlar. Sofra tuzunda beyazlatıcı olarak kimyasallar bulunmaktadır. Daha iyi bir seçenek Bragg'in aminosu veya deniz tuzudur.

b. Süt vücudun, özellikle sindirim sisteminde, mukus üretmesine neden olur. Kanser mukusla beslenir. Süt yerine tatlandırılmamış soya sütü tüketilerek kanser hücreleri aç bırakılabilir.

c. Kanser hücreleri asit ortamda gelişirler. Et temelli diyet asittir ve sığır eti veya domuz eti yerine bol balık ve az tavuk eti yemek en iyisidir. Ette, özellikle kanserli kişilere zararı olan, canlı hayvan antibiyotikleri, büyüme hormonları ve parazitleri bulunur.

d. %80 taze sebze ve meyve suyu, kepekli tahıllar, tohumlar, nohutgiller ve biraz meyveden oluşan bir diyet vücudu bazik (alkali) ortamda tutar. %20 de fasulye içeren pişmiş gıdalardan oluşabilir. Taze sebze suları kolayca emilip 15 dakika içinde hücre düzeyine ulaşabilen ve sağlıklı hücreleri besleyen ve çoğalmalarını hızlandıran canlı enzimler içerirler. Sağlıklı hücre üretimi için gerekli olan canlı enzimlerin sağlanması amacıyla, taze sebze (sebzelerin çoğunluğu ve fasulye filizi) yiyin veya suyunu için ve günde 2-3 kez çiğ sebze yiyin. Enzimler 40 oC'de yok olurlar.

e. Yüksek kafein içerikli kahve, çay ve çikolatadan uzak durun. Yeşil çay daha iyi bir seçenektir ve kanserle savaşan özellikleri vardır. Bilinen toksinler ve ağır metaller içeren musluk suyu yerine arıtılmış veya filtrelenmiş su içiniz. Damıtılmış su asittir, kaçınılmalıdır.

12. Et proteininin sindirimi zordur ve çok sindirim enzimi ister. Bağırsaklarda duran sindirilmemiş et çürür ve daha çok toksin birikimine neden olur.

13. Kanser hücrelerinin duvarları sert protein ile kaplıdır. Et yemekten kaçınarak veya azaltarak, kanser hücrelerinin protein duvarlarına saldıran enzimler daha çok açığa çıkar ve vücudun öldürücü hücrelerinin kanser hücrelerini yok etmelerini sağlar.

14. Bazı destek maddeleri (IP6, Flor-ssence, Essiac, anti-oksidanlar, vitaminler, mineraller, EFA'lar v.s..) bağışıklık sistemini güçlendirerek, vücudun kendi öldürücü hücrelerinin kanser hücrelerini yok etmesine yardımcı olur. E vitamini gibi diğer destek maddelerinin de, vücudun hasarlı, istenmeyen veya ihtiyac olmayan hücrelerin atılmasının normal yolu olan, apoptoziz veya programlanmış hücre ölümüne yardımcı olduğu bilinmektedir.

15. Kanser zihinsel, bedeni ve ruhsal bir hastalıktır. Öngörülü ve olumlu bir ruh kanser savaşçısını muzaffer yapar. Öfke, affetmezlik ve acı bedeni stresli ve asitli bir ortama sokar. Seven ve affeden bir ruha sahip olmayı öğrenin. Sakin olmayı ve hayatın tadını çıkarmayı öğrenin.

16. Kanser hücreleri oksijenli ortamda gelişemezler. Günlük egzersizler ve derin nefes alma hücre düzeyine kadar daha fazla oksijen alınmasına yardımcı olur. Oksijen terapisi kanser hücrelerini yok etmek için diğer bir yöntemdir.

JOHN HOPKINS HASTANESİNDEN KANSER GÜNCELLEMESİ - LÜTFEN OKUYUNUZ

1. Mikrodalga fırına plastik kap ve ambalaj koymayınız.

2. Dondurucuya su şişesi koymayınız.

John Hopkins Hastanesi bunu yakın bir zamanda bülteninde yayınlamıştır. Bu bilgi Walter Reed Ordu Tıp Merkezi tarafından da yayınlanmaktadır. Dioksin kimyasalları kansere, özellikle de göğüs kanserine, neden olmaktadır. Dioksinler vücudumuzun hücreleri için son derece zehirlidir. Plastik şişelerdeki suyu dondurmayınız, çünkü bu plastiğin içindeki dioksinin salınmasına neden olur.

Castle Hastanesi Sağlıklılık Programı Yöneticisi Dr. Edward Fujimoto bu sağlık tehdidini anlatmak için yakınlarda bir televizyon programına çıktı. Dioksinleri ve bizim için ne kadar kötü olduklarını anlattı. Plastik kaplar içindeki yiyeceklerimizi mikrodalga fırınlarda ısıtmamamız gerektiğini söyledi. Bu özellikle de yağlı yiyecekler için geçerli. (İngilizce metindeki fat sözcüğünün gerçek anlamı hayvansal yağdır.) Söylediğine göre yağ, yüksek sıcaklık ve plastik kombinasyonu dioksinin gıdaya geçmesine ve sonunda vücudumuzun hücrelerine ulaşmasına neden olmaktadır.

Bunun yerine kendisi yemekleri ısıtmak için Corning Ware, Pyrex gibi cam kaplar veya seramik kaplar kullanılmasını tavsiye etmektedir. Yani hazır yemek ve çorbalar ısıtılmadan önce ambalajından çıkarılıp uygun kaplara konulmalıdır. Kağıt uygundur, ama kağıdın içinde de ne olduğu bilinmemektedir. Sıcaklığa dayanıklı cam kap kullanmak daha güvenlidir. Kendisi yakın bir zamanda fast food restoranlarının plastik köpük kaplardan kağıt kaplara döndüğünü de hatırlattı. Nedenlerden bir dioksin sorunuydu. Kendisi plastik ambalaj malzemesi ile örtülmüş yiyeceklerin mikrodalga fırında pişirilmesinin aynı derecede sakıncalı olduğunu da söyledi. Yiyecekler radyasyona maruz kalıp ısınıca, yüksek sıcaklıkta plastiğin içindeki zehirli toksinler eriyip yiyeceklerin üstüne damlamaktadır. Yiyecekler plastik yerine kağıt havlu ile örtülebilir.

Bu makale hayatınızda sizin için önemli olan herkese gönderilmelidir.

H. Ali PEKER


Tarih: 13:44, 9/1/2008 Kategori: Saglik
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

Kola İçtikten Sonra Vücudunuzda Olanlar

 
İlk 10 dakika : 10 çay kaşığı şeker almış vücudunuza girer (Günlük almanız
gereken şeker miktarının tamamı kadar). Fosforik asit tat alma duyunuzu keser ve aşırı şeker yüklemesinden dolayı kusmanızı engeller.
 
20 dakika : Kan şekerinizde ani bir yükselme olur, yüksek miktarda insülin patlamasına neden olur. Karaciğeriniz vucudunuzdaki şekeri yağa çevirerek buna bir yanıt verir. Bu sadece bir kaç dakika içinde olur.

 

40 dakika: Kafein absorbsiyonu tamamlanır. Göz bebeklerniz büyür. Kan basıncınız yükselir, karaciğeriniz kana daha fazla şeker pompalamaya başlar. Beyninizdeki adenozin reseptörleri rehaveti önlemek için bloke olur.
 
45 dakika : Beyninizde dopamin salgısı artar. Bu tıpkı eroinin vücutta yaptığı tepkimelere benzer.

 
60 dakika : Kafeinin diüretik özellikleri baş gösterir (tuvalet ihtiyacı).Bu da vücutta depolanmış kalsiyum, magnezyum ve çinkonun da  beraberinde dışarı atılması demek.
 
Bir süre sonra şeker ihtiyacını tekrar duymaya başlayacaksınız, kendinizi  halsiz ve bitkin hissedeceksiniz. Vücudunuzda kola ile aldığınız bütün su tekrar dışarı atıldığı için susuzluğunuz tekrar hissedeceksiniz. Şeker ihtiyacını takiben, kafein isteği de başlayacak.

 

anonim


Tarih: 17:44, 2/1/2008 Kategori: Saglik
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

<- | Sonraki Sayfa ->






woelfin by woelfin kızımın bloğu eşimin bloğu OUR BEAUTIFUL HOUSE&GARDEN