Buluttan beyazdı Görünce çamura düşenleri Yardımlarına uçuverdi Çekip kurtarıverdi Çırpınan çaresizleri Çamurlandı, biraz beyazdı Derken bakınıverdi kendine Ve Silkinip, dalıverdi maviliğe, Martı yine bembeyazdı...
Talihsiz göçmeni sıkıştırdıklarında yitirilmiş hayallerini düşünürken Evine giden yolda yorgun argın, Teninin farklılığını, Saçlarının gecenin karanlığıyla yarışan siyahlığını biliyorlardı
Molotof kokteyli camları parçalarken Zifiri ölüm bulutu örterken geceyi Duydukları çığlıkların farklı dilden Olduğunu da biliyorlardı.
Onun yabancı olduğunu biliyorlardı Oysa bilmedikleri de vardı
Umarsız bir acıyla yere yığıldığında Gözlerinde, yolunu bekleyenler vardı Asfaltı kızıla boyayan kanın sıcaklığı. Can verirken alevler içinde Çekilen sanki cehennem azabıydı...
Birkaç uçak saati ötede Onlar da yabancıydı oysa Saçları sarı, tenleri farklıydı Konuştukları dil de artık yabancıydı Yazık ki bunu bilmiyorlardı...
Haberimi aldığında yetişirim diye çabalama Sen yanıma vardığında beyazlara bürünmüş çoktan Sevdiğimin koynundayımdır Sonsuz arzuyla beni sarmalayan
Hem dikilmene gerek yok başucumda Gözlerin ve dudaklarından dökülenler Ardımdan gelir nasıl olsa
Uzakta özlem duyacağız Vuslat diye çarpacak yüreğimiz Delicesine hasret yakarken bir zaman Ayrılık bittiğinde o gün, üstünde vaktiyle giydiğim gömlek Sen de bir güzelin koynunda olacaksın
Bazan bir türküdür okursun Uzaklarda bir dosta dair Bazan bir şiirdir yazarsın Ciğerine sılayı çeken şair Sonra sevdiğine kavuşursun Gün gelir de bitende hasret Ne acı kalır sende, ne dert Yanında dostun, kardeşin, sıladasın Gayrı yoktur sana gurbet Hasılı güzel şey şu memleket! 23.05.1999 İstanbul 14:38
Yirmiyedi ocağında doğdum yetmişin, İstanbul'da. Büyür gibi oldum okula başladım. Kerrat cetvelini ezberleyemedim hiç bir zaman. Aşıdan kaçtım, Haylazlıklar yaptım, Sınıfın boyu en kısa, En hızlı okuyanıydım.
Ayakkabı boyamakla başladım çalışmaya, Simit sattım, Su sattım, Kasap Turan'ın yanında, Bir de kaporta-boyada çıraktım. Orta okulda çaycı, Lisede bilgisayarcıydım.
Fener hastasıydım, Maçlardan başka, Antrenmanlardaydım. Selçuk, Alpaslan, Onur, Arap İsmail, Çingene Arif, Kova Yaşar, Oynarlardı o zamanlar. Stadyuma tırmanırdım, Beleş maç seyretmek için. Polis copuyla orada tanıştım.
Çabuk geçti lise yılları, Derken hukuk fakültesi sıraları. Ülke kurtaracaktım, Hakim olacaktım...
Yirmiikisinde üniversite mezunuydum.
Yirmiüçünde asistan oldum, Gittim Erzincan'a. 1150 kilometrelik ring seferlerine başladım, İstanbul-Erzincan arasında. 24 saat İstanbul uğruna, Karayollarında 30 saat ölümle dans ettim. Sevemedim Erzincan'ı.
Yirmibeşinde dil öğrenmeli dedim, Ayrıldım yurdumdan, Öğrendim de. Acılarla doluydu Almanya. Cebimde asistan ve avukat kimliği, Çantamda hizmet pasaportu, İşçi tulumu giydim inşaatta, "Schwarzarbeiter"* dim, Bilim uğruna!
Yirmiyedisinde döndüm yurduma. Yine Erzincan'a.
Yirmisekizinde gitar aldım, Haddimi aşarak. İşimi bıraktım, İşim uğruna. Döndüm İstanbul'uma. Öğrenciliğimde ihmal ettiğim şeylere başladım, Okudum ve yazdım.
Bir kaç kez aşık oldum, Gerçek aşkı bulamadım.
Gerçek dostlarım da oldu, Sırtımdan da vuruldum. Güvendim, Kızdım, Küfrettim. Kazık yedim. Dolu dolu yaşadım hayatı...
Ansızın bir ateş topu düşer yanı başıma Yakar içimi, dağlarcasına kor alevi Anlarım bir parçam varmış dışımda Taşıdığım gövdeden ayrı, biraz uzakta
Farklı zamanlarda beni doğurmuş anam Farklı ad koymuşlar bana her defasında Bir ağaç imişim, ayrı meyve salınır her dalında Düşmeye görsün biri, titrer ardından diğerleri
Kuralı mı değişti matematiğin, sayıyorum Görüyorum ki, sekiz bir ediyor, bir sekiz Kitaplar karıştırıyor, bilgelere soruyorum, Çözüyorum tılsımı: çünkü biz sekiz kardeşiz... 29.02.2000 Kadıköy 17:29