“FOTOĞRAFTA NEYİ, NASIL YAPMALIYIM?” SORUSUNA, BİR “CEVAP” DENEMESİ Sanatçı kişiliği, ayrı birşey. Yaygın anlayış olarak, bir anlamda sanatçı doğuluyor ve sanatçı olunmuyor. Bu tezi güçlendiren son derece ciddi referanslar var. Ancak fotoğraf iki ayak üstünde duran bir olay. “Sanatsal Söylem” ve “Meslekler”. Bir de bunlara eklemlenen “Amatör” kesim. Yani, fotoğrafta tatil anılarını sabitleyenlerle, profesyonel sanat uygulayıcılarının arasında bence çok önemli farklar ve kapanmaz çelişkiler var. Çünkü sanatın, estetik alemin, sabitleri değişken değildir. DIGITALİN GETİRDİKLERİ 50 sanat yılını geride bırakınca bazı konular etrafında düşünmek, yazmak hem kolay, hem zor. Bir yüzyılın yarısı olan 50 yılda olup biteni, değişimi düşününce insanın içine ürpertiler geliyor. Fotoğrafın teknik yapısı, çarpıcı bir şekilde değişti. Analog sistem – karanlık oda, vs. gitti, yerine “aydınlık oda” geldi. Photoshop, fotoğrafı düzenleme – editing – yönünden ayrılmaz bir parça. Artık yeniden düzenlemesi yapılmamış fotoğrafları kimse izleyicisinin önüne koymuyor. İllford, Agfa gibi koskoca firmalar kapandı. Yakında bir siyah beyaz film bulmak “ikramiye” konusu olacak. Dijital ortam her yeri kapladı. İyi mi oldu, kötü mü oldu? Teknikte gelişme duramaz. Elbette her “teknik yeniliğin” kazanımları var ve genelde de daha çok. Sonuçta işin teknik kolaylaşması reddedilemez. Kodak’ın ünlü “Siz çekin biz gerisini çözeriz” yaklaşımı, gerçek anlamda hayat buldu. Bunları şunun için anlatıyorum. Konunun “pratiği”, “tekniği” kolaylaştı, geriye zor olan “sistem”, “kuramsal bakış” kaldı. Bu alanda mesafe alamayanın iyi fotoğrafa ulaşması sanırım zorlaştı. Fotoğrafta gelişmek için yalnız fotoğraf çekmek yetmez. Yanında fotoğrafı izlemek de gerekir. Kim ne yapmış? Niye yapmış? Ne söylemiş? Bunu nasıl söylemiş? Referansları nedir? Çekilen her fotoğraf üzerinden bunu okumak, izlemek, öğrenmek durumundayız. BİÇİM DÜNYASI “Biçim”, çok önemli. Özgün fotoğraf, bir “biçim dünyası”yla beraber yeni bir bakış açısı gerektirir. “Doğrudan fotoğraf” yoluyla ortaya koyacağımız yaşamın anlamı, heyacanı da buradan okunur. Sorun, görünenin ardındaki görünmeyeni, saklı olanı hissettirmektir. Bu bir nevi görünmez olanı, gürünür kılmak becerisidir. Olgun, zengin bir “fotoğraf duygusu”na ulaşmak için “ritm” ve “detay” zenginliğini öğrenip, uygulamak, görsellikte üstün bir “armoni” ve “uyum” dünyası ortaya koymak, tüm fotoğrafçıların yol haritasıdır. Bunlar estetiğin sabitleridir. Tüm bu oluşumlar fotoğrafın kuramsal yapısı içinde öğrenilir. Eski deyimle, arabayı at çeker, araba atı çekmez. Buradaki at, teori demek oluyor. Tüm bunların kavranması ise disiplin olmadan çözülmez. Disiplin olmadan üretkenlik, yaratıcılık, verimlilik de olmaz. Sözü şuraya getirmek istiyorum. Değerli genç fotoğraf kadrolarından Sayın Murat Germen ve Sayın Orhan Cem Çetin, İstanbul Modern Güzel Sanatlar Müzesi’nde her ay fotoğraf üzerine sözel bir tanıtım ve etkinlik düzenliyor. Sanatçılar tanıtılıyor, sergiler üzerine eğiliniyor. Bende bu etkinliklerde olup bitenleri anlamak, yararlanmak için ikisine gittim. İlginç gözlemlerim oldu. MURAT GERMEN VE ORHAN CEM ÇETİN’DEN ÖĞRENDİKLERİM Bu değerli arkadaşlarım, sunumları sırasında Sayın Murat Germen sözün bir yerinde yaklaşık olarak “Altın nokta – Altın oran” diye bilinen bir kompozisyon kuralını bile tartışılabileceğini söyleyiverdi. Sözün burasına bir mim koydum. İlki bundan yaklaşık olarak 2.100 yıl önce yani, M.Ö. 1. yüzyılda yaşamış Romalı mimar ve mimarlık teorisyeni Vitruvius tarafından kitabı yazılmış ve bu konu üzerine sonradan yüzlerce kitap daha eklenen “Altın nokta”nın matematiksel gerçekçiliği (Eski Yunandan beri 1.618 rakamına Phi ya da Altın Oran deniyor) Sayın Murat Germen tarafından tartışmaya açılıyordu. Elbette öğrenmenin yaşı yoktur. Ben de hergün yeni bir şey öğrenebileceğime göre ortada sorun kalmıyor!!! Ancak bunun uğursuz “yanılsama” olup olmadığını bir kenara bırakalım, onlar tartışsın. Binlerce yıldır ortada olan bu olgunun tartışması kime ne katar, bunu kestiremiyorum. “Teorik yapıların” bizde ne kadar hafife alındığının bu yeni göstergesi gücüme gitmiş olmalı ki, sözün burasında “bu nihilis bir yaklaşım” diye sancımı belli ettim. “Nihilizm”in sözlük olarak “Her şeyin, bütün gerçeklerin inkarı” demektir. (Büyük Türkçe Sözlük – D.Mehmet Doğan) Murat Germen, şeker şerbet Türkçe’siyle buna da itiraz etti. Kendisinin, nihilist olmadığını belirtti. O zaman ben neyi yanlış anladığımı hala düşünüyorum. Ama bir fırsat bulursam, Rönesans sanatçısı Leonardo Da Vinci'nin herkes tarafından bilinen (Rönesans Adamı) eserinin küçük bir kopyasını kendisine armağan etmeyi düşünüyorum. İstanbul Modern Sanatlar Müzesi Fotoğraf Bölümünde geçtiğimiz aylarda açılan “Köprü - 6”kavramsal sanat”, “güncel sanat” yapısındaydı. sergisinde bu iki arkadaşımızın işlerini gördük. Biçim dünyaları, anlattıkları “ Bu yitik sanatın yağmacıları yaklaşımı benim derinlemesine izlediğim bir konu. Bu onların yolu, hiçbir şey denmez. Herkes kendi yoluna gider. Esasen oturumlardaki sorunları da bu yaklaşım içinde oluyor. Olsun, varsın. Ancak, daha temel konularda bir “yanılma” ortaya çıkıyorsa biz işin, anlatılanların ciddiyetine nasıl varacağız? Bağlamak istediğim nokta şu. Evet teknik kolaylaştı da, gerisi yani “kuramsal yapı” bütün yalçınlığıyla karşımızda duruyor. Sözü bir anekdotla kapatayım. Doğrudan fotoğrafın büyük üstadı Henri Cartier Bresson’un üzerine yazılmış eserlerden öğreniyoruz ki; kendisi zeki, ele avuca sığmaz incelik ve mizahıyla kendisiyle bile alay edebilen Marcel Duchamp’ı severmiş. Fakat “kavramsal sanat” onun hiçbir zaman ilgisini çekmemiş. Ve büyük sanatçı Doisneau’ın yaptığı bir şakayı, Makinesine film takmayı unuttuğu bir gün “Henri dikkat et, kavramsal sanat yapacaksın” demesini de hiç unutmamış. Saygılarımla, Gültekin ÇİZGEN Ağustos 2008
www.fotoritim.com sitesinden alıntıdır. Fotoğraf üzerine olan bu aylık e-dergiyi takip etmeyi herkese tavsiye ederim.
|